Bu güne kadar 40'ın üzerinde film yöneten Sidney Lumet 25 Haziran 1924 Philadelphia doğumlu. Coğunlukla akıllıca yazılmış kompleks hikayeleri seven, sol görüşlerden hoşlanmasına rağmen, hiç politik film çekmemiş olan Lumet, filmlerinin çoğunu New York'ta çeker. Babası aktör, annesi ise dansçı olan küçük Sidney, ilk olarak 4 yaşında New York'taki Yiddish Art Theater'de sahneye çıkar. Broadway'de bir çok yapımda rol alan Sidney, 1950'de Amerika'nın en büyük TV kanallarından biri olan CBS'de çalışmaya başlar. Burada TVyönetmenliğine kadar yükselen genç Sidney, 150'nin üzerinde diziye imzasını atar. İlk beyaz perde filmi olan "Danger" den sonra çektiği "12 Angry Men" ile Berlin Film Festival'inde Altın Ayı ödülüne layık görülür ve aynı yıl 3 ayrı dalda Oskar adayları arasına girer. 1960'larda daha çok artistik filmler çeken yönetmen, 70'lerde ise dramatik ve çok konuşan karakter tiplemeleri üzerinde durur. 1962'de çektiği "Long Day's Journey Into Night" adlı filmi, başrol oyuncusu Katharine Hepburn'a Cannes'da en iyi aktris ödülü kazandırır ve aynı yıl Oskar ödülüne de aday gösterilir. 1973'de yönettiği "Serpico" filminde ise baş oyuncu Al Pacino Altın Küre ödülü alırken kendisi de 2 dalda Oscar'a aday gösterilir. 1974'de Agatha Christie'nin romanından uyarlanan "Murder on the Orient Express" ile 6 dalda Oskar'a aday gösterilen Lumet'nin bu filmi, bu sefer de, Ingrid Bergman'a 3. Oskar'ını kazandırır. Çevirdiği en iyi filmlerden biri olan "Dog Day Afternoon" ile 6 dalda birden Oskar'a aday gösterilir ve film sadece, orijinal senaryo dalında Oskar alır. 1976'da yönettiği "Network" filmi ile yönetmenlik dalında Altın Küre ödülü alan Lumet, aynı film ile 10 dalda aday gösterildiği Oskar ödüllerinden dördünü alır. 1977'de çevirdiği "Equus" filmi başrol oyuncuları Richard Burton ve Peter Firth'e Oskar adaylığı getirirken, müzikal olarak çevirdiği "Wiz" 4 Oskar ödülü alır. "The book of Daniel" yönetmenin en çok beğendiği filmi olmasına rağmen en çok kritik edilen filmlerinden biri olur. Defalarca yönetmenlik dalında Oskar'a aday gösterilen fakat Altın Küre ile yetinmek zorunda kalan bu yetenekli yönetmen 1993'te D.W.Griffith Ödülü alır