Faltaşı gibi gözleriyle, göz kamaştıran sarışın Goldie Hawn'ın sadece görünüşü bile onu soluk soluğa izlenen, hızlı tempolu komediler için biçilmiş kaftan yapmaya yeter. Hawn beyazperdede sürekli kıkırdayan, kıpır kıpır, sersem ve saf kız rolleriyle parlak bir kariyer çizmiş olsa da, aslında o kocaman gözlerindeki maviliğin altında kurnaz, zeki, çok sayıda yeteneğe sahip bir kadın yatıyor.
Washington'da bir müzsiyenin kızı olarak dünyaya gelen Hawn Maryland'in banliyö mevkiinde bir Yahudi mahallesinde büyüdü. İlk dans dersini üç yaşında alan Hawn daha on yedisine gelmeden bir dans atölyesinin başına geçti. Aynı zamanda, American University'de oyunculuk eğitimi alıyordu. 1964 yılında New York Dünya Fuarı'ndaki Texas Çadırı'nda profesyonel olarak dans etti. Ardından Kiss Me Kate, Guys and Dolls ve The Boyfriend gibi müzikallerin korosunda boy göstermeye başladı. Andy Griffith Show'daki dansı sayesinde kısa ömürlü bir komedi dizisi olan Good Morning World'ün oyuncu kadrosuna alınması üzerine, nihayet California'ya yerleşti. Daha sonra, sunuculuğunu Dan Rowan ve Dick Martin adlı iki komedyenin üstlendiği yenilikçi bir komedi-eğlence programında dans etmeye başladı. Ancak Hawn asıl şöhreti Laugh-In (1968-1970) ile yakaladı. Başlangıçta üzerinde bikinisi, komik sloganlarla ve desenlerle bezeli vücuduyla, yalnızca dansçı olarak boy gösteren Hawn'a birkaç satırlık bir rol verilince sevimli kuşbeyinli rollerinde ne kadar yetenekli bir oyuncu olduğu ortaya çıktı.
Hawn sinemaya ilk adımını The One and Only, Genuine, Original Family Band (1968) filminde dansçı olarak attı. Oyuncu olarak ilk kez Walter Matthau'nun Cactus Flower (1969) filmindeki egzantrik ve bohem metres rolüyle boy gösterdi. Bu rolüyle Oscar alarak ne kadar başarılı olduğu su götürmez bir başlangıç yaptı. Aynı yıl içinde daha sonra, Peter Sellers'la There's a Girl in My Soup'ta oynadı. Bu ilk iki filmde ve ardından gelen Dollars'ta (1971) Hawn'ın 'sarışınlık' maskesi kullanıldı. Ne var ki oyuncu 1972 yılında, sevdiği adamın geçmişiyle hesaplaşmasına yardımcı olan bir kadını canlandırdığı 'Butterflies are Free' ile deli dolu komedileri de aşan bir yeteneğe sahip olduğun ilk ipucunu verdi. Steven Spielberg'ün 1973 yapımı ilk konulu filmi Sugarland Express'te çocuğunu elinden almamaları umuduyla kocasının hapisten kaçmasını tertipleyen bir eş rolüyle daha da derinlikli bir oyunculuk sergiledi. İki yıl sonra, Warren Beatty'nin kız arkadaşı olarak rol aldığı Shampoo'da hem komedi hem de dram filmlerindeki oyunculuğunu daha da kanıtladı.
80'ler ve 90'lar boyunca hiç ara vermeden çalışan Hawn kaliteleri büyük ölçüde farklılık gösteren filmlerde rol aldı. Bu filmler arasından kayda değer olanları ikinci En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını kazandığı Private Benjamin (1980), Seems Like Old Times (1982), Diane Keaton ve Bette Midler'la birlikte oynadığı The First Wives Club (1996) yer alıyor. Hawn'un ikinci eşi olan komedyen Bill Hudson'dan iki çocuğu, 1986'dan beri hayat arkadaşı olan Kurt Russell'dan da bir çocuğu var. Russel ile Swing Shift (1984) filminin setinde tanışmalarından bu yana Overboard (1987) gibi filmlerde birlikte rol aldılar. Kızı Kate Hudson'un Almost Famous'taki (2000) başarısının ardından Hawn kötü bir üne sahip gişe bombası Town and Country (2001) ile beyazperdeyi bir kez daha fethetti. Bu film Hawn'un sinema salonlarında başarı garantisi olarak sahip olduğu cazibeyi yeniden canlandırmaya yetmese de The Banger Sisters filmindeki özgür ruhlu eski grup üyesi olarak dönüşü izleyici ve eleştirmenlerden övgü dolu youmlar aldı. Film, bu yetenekli aktrisin kahkaha bombası olma özelliğini hala koruduğunun sağlam bir kanıtı oldu.