Ana Sayfa  |    Forum  |    Radyo  |    Flash Müzik Player  |    Sms-Melody  |    Günlük Fal  |    Chat

  






Gnet Müzik PLAYER

0..9 | A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | Q | R | S | Ş | T | U | Ü | V | W | X | Y | Z

» Sinema » Oyuncular
Jack Nicholson

Jack Nicholson bir kediyi andıran hınzırca gülüşü ve güçlü karizmasıyla kendi döneminin en sevilen ve en fazla üne kavuşan oyunculardan biri oldu. Klasik bir anti-kahraman olarak Hollywood'da yeni bir oyuncu kimliğini temsil etti: isyankar, dikbaşlı ve uzlaşmak bilmez...Muhteşem ve çok yönlü bir yeteneğe sahip olan oyuncu, beyazperdedeki üstünlüğünü başından sonuna kadar koruduğu 1970'lerin genel havasına sürekli karşı çıktı. 22 Nisan 1937'de, Neptune, New Jersey'de dünyaya gelen ve annesiyle büyükannesi tarafından büyütülen Nicholson 17 yaşındayken Los Angeles, California'ya gitti. Niyeti tekrar memleketi olan doğu eyaletine dönerek üniversiteye devam etmekti. Ancak bu hiçbir zaman gerçekleşmedi. Batı yakasına öylesine tutuldu ki MGM'nin animasyon departmanında, büroda çalışmaya başladı. Nicholson çok geçmeden o bölgede faaliyet gösteren 'The Players Ring Theater'la birlikte oyunculuk üzerine çalışmalara başladı. En sonunda sahnenin yanısıra televizyonda da izleyici karşısına çıkmayı başardı. Tiyatro sahnesinde oynarken 'B filmlerin' değişmez yönetmeni Roger Corman tarafından keşfedilerek 1958 tarihli gerilim filmi The Cry Baby Killer'ın oyuncu kadrosuna alındı. Corman'ın 1960 yılında Too Soon to Love ve The Wild Ride filmlerinde sorunlu geçleri oynadıktan sonra Studs Lonigan adlı romanın Irving Lerner tarafından gerçekleştirilen uyarlamasında rol aldı. Film acınası bir başarısızlığa uğradı. Nicholson daha sonra Little Shop of Horrors adlı filmle seyirci karşısına çıktı. 1962 tarihli Fox yapımı, 'B' western'i The Broken Land'de rol alıncaya dek beyazperdede görünmedi. Daha sonra, 1963 yapımı The Raven ile Corman'ın setlerine geri döndü. Devam filmi olan The Terror'da o zamanlar tanınmayan Francis Ford Coppola ve Monte Hellman ile birlikte çalıştı. Bir yıl sonrai Hollywood'un anadalga sinemasıyla olan yakınlaşmasını ilerleterek Ensign Pulver adlı savaş komedisinde rol aldı. Nicholson daha sonra yine Hellman'la işbirliği yaparak, ardarda çekilmiş olmalarına karşın, iki yıl arayla vizyona giren Back to Door to Hell ve Flight to Fury adlı filmlere imza attı. Oyuncu ve yönetmen birlikte 1967 tarihli western filmleri Ride the Whirlwind ve The Shooting'i çektiler. Nicholson Dennis Hopper ve Peter Fonda'nın birlikte oynadıkları, 'acid' kültürünü yansıtan The Tip adlı filmi kaleme aldıktan sonra, Hell's Angels on Wheels adlı sömürge hikayesinde kısa bir rolde oynadı. 1968 yılında televizyonda seyirci karşısına çıkan pop grubu 'The Monkees'in de rol aldığı, Bob Rafelson yönetiminde, duyguları dolu bir hikayeyi anlatan Head'i kaleme aldı. Psych-Out adlı filmi de yazdı ve oyuncularından biri oldu. Bonny and Clyde adlı filmde kendisine teklif edilen rolü reddeden Nicholson'a Hopper ve Fonda'dan 1969'un Easy Rider adlı karşı kültür yapımında rol alması teklifi geldi. Filmde bahtsız ve alkolik bir medeni haklar avukatını canlandıran Nicholson kısa süre içinde yıldızlığa yükselerek En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar'a aday gösterildi. Film de sinema tarihinin köşe taşlarından biri haline geldi. Nicholson daha sonra 1970 yılında Barbra Streisand'la birlikte, On a Clear Day You Can See Forever adlı müzikalde kısa bir rolle seyirci karşısına çıktı. Onu ailesinden, arkadaşlarından ve etrafındaki dünyadan uzaklaşan, başıboş bir karakteri canlandırdığı, Rafelson'ın yönetmenliğindeki Five Easy Pieces izledi. Bu filmdeki ünlü akşam yemeği sahnesi Amerikan sineması tarihinin en önemli anlarından biri olarak belleklerde yer etti. En iyi film dalında Oscar adaylığına layık görülen film büyük övgüler alırken Nicholson da 'en iyi erkek oyuncu' Oscar'ının adaylarından biri olarak Hollywood'un seçkin oyuncuları arasında kendine sağlam bir yer edindi. Ardından, 1971 tarihli Drive, He Said adlı yapımın senaristliğini, yapımcılığını, yönetmenliğini ve başrol oyunculuğunu üstlendi. Ne var ki, film çok az ilgi gördü. Ancak, devam filmi olan, Mike Nichols'ın Carnal Knowledge'ı büyük başarı kazandı. Nicholson Henry Jaglom'ın 1972 tarihli A Safe Place adlı yapımında yardımcı oyuncu olarak boy göstermeyi kabul ettikten sonra, The King of Marvin Gardens adlı film için Rafelson'la yeniden bir araya geldi. Onu 1973 tarihli, Cannes Film Festivali'nde 'en iyi erkek oyuncu' seçilmesinin yanısıra, Akademi Ödülleri'nde de aday gösterilmesini sağlayan, büyük Hal Ashby filmi The Last Detail izledi. Nicholson dedektif Jake Gittes rolünde, Roman Polanski'nin, o dönemin en muhteşem filmlerinden biri olarak kabul edilen, 1974 tarihli, neo-noir türündeki Chinatown adlı filmiyle bir kez daha Oscar'a aday gösterildi. Ertesi yıl daha da büyük zaferlerle dolu geçti: Nicholson Michelangelo Antonioni'nin The Passenger adlı filminde rol aldı, ardından Ken Russell müzikali Tommy'de yardımcı erkek oyuncu ile akıllarda yer eden bir dönüş gerçekleştirdi. Onu Warren Beatty ve Stockard Channing'la başrolleri paylaştığı The Fortune adlı yapım izledi. Nicholson o yılı, Milos Forman'ın 'en iyi film' ve 'en iyi erkek oyuncu' da dahil olmak üzere, beş Oscar kazanan One Flew Over the Cuckoo's Nest adlı yapımla noktaladı. Film 60 milyonun üzerinde hasılat elde etti, Nicholson'ı beyazperdenin en sevilen oyuncularından biri haline getirdi. Öyle ki, The Sting, The Godfather ve Apocalypse Now gibi filmlerde oynama tekliflerini geri çevirmesine karşın, bundan hiçbir zarar görmedi. Nicholson 1977 yılında, kahramanı Marlon Brando ile birlikte çalışmak amacıyla, 1977 tarihli The Missouri Breaks'in başrollerinden birini üstlenmeyi kabul etti. Film iki oyucunun güçlerini birleştirmesine karşın büyük başarı kazanamadı. İlk yönetmenlik denemesi olan, 1978 tarihli Goin' South da aynı kaderi paylaştı. Stanley Kubrick'in 1980 tarihli korku hikayesi The Shining'le muhteşem bir dönüş yapan oyuncu, bir yıl sonra Rafelson'ın yönetmenliğindeki, The Postman Always Rings Twice'ı yeniden çevriminde rol aldı. Onu Beatty'nin Reds adlı filminde, Oscar'a aday gösterilmesini sağlayan yardımcı erkek oyuncu rolü izledi. 1982 tarihli The Border'da olduğu gibi, oynadığı bir film beklentileri karşılamasa da, Nicholson zararlardan nedense hiç etkilenmiyordu. Seyircilerin yanısıra, eleştirmenler ve oyuncu arkadaşları da, onu her ne olursa olsun seviyorlardı. 1983 yılında James L. Brooks'un büyük övgüler alan Terms of Endearment adlı komedi filmindeki oyunculuğuyla 'en iyi erkek oyuncu' Oscar'ını aldı. İki yıl sonra, John Huston'ın Prizzi's Honor adlı muhteşem kara komedisiyle bir kez daha 'en iyi erkek oyuncu' ödülüne aday oldu. Bu filmle New York'lu eleştirmenlerinden, sinema tarihinde bir ilk olan beşincilik ödülünü aldı. Ertesi yıl, Heartburn adlı yapım iyi eleştirilerle karşılaştı, ancak 1987 yılında Nicholson The Witches of Eastwick'te Şeytan'ı canlandırdı. Bu rol için doğduğunu inkar edebilen çok az kişi vardı. Hector Babenco'nun 'Büyük Buhran' dönemini anlatan Ironweed adlı filmindeki oyunculuğu ile Akademi Ödülü'ne aday gösterildi. Böylece dokuz kez Oscar adaylığı alarak Spencer Tracy'nin rekoruna erişti. Sinemaya bir süre ara veren Nicholson 1989 yılında, Tim Burton'ın gişe rekortmeni Batman adlı filmindeki olağanüstü oyunculuğu ile beyazperdeye geri döndü. 1990 yılı, uzun zamandan beri beklenen ve çoğunlukla ertelenen, yönetmenliğini kendisinin yaptığı, Chinatown'un devam filmi olan The Two Jakes ile başladı. 1992'de onu üç film daha takip etti. Rafelson'un yeterince ilgi görmeyen Man Trouble'ı, the biyografik film Hoffa ve bir kez daha 'en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Oscar'a bir kez daha aday gösterilmesini sağlayan A Few Good Men... Oyuncu ardından Mike Nichols'ın yönettiği Wolf adlı filmde oynadı. Onu 1996 yılında, Sean Penn'in The Crossing Guard adlı filmi takip etti. 1996'da Nicholson Blood and Wine, Burton'ın Mars Attacks! ve Terms of Endearment'taki rolünün devamı olan The Evening Star'da rol aldı. 1997 yılında Nicholson James L. Brooks'un As Good As it Gets adlı filminde oyunculuk yaşamında bir tür rönesans devrine girdi. Devasa bir başarı kazanan bu film Nicholson'a bir Oscar daha ('en iyi erkek oyuncu') kazandırdı. Nicholson ve Hunt filme adeta yağdırılan çok sayıda ödülden ikisi olan Altın Küre ödüllerine de layık görüldüler. Bu filmden sonra, kendini sinemadan dört yıl boyunca sürgün eden Nicholson oyunculuktan yönetmenliğe geçen Sean Penn'in The Pledge adlı polis filminde yeniden kamera karşısına geçti. Genç bir kızın kurban gittiği cinayeti çözeceğine söz veren, emekli bir dedektife ilişkin bir karakter incelemesi niteliğini taşıyan film gişelerde fazla başarı kazanamasa da, ılımlı eleştiriler aldı. Efsanevi oyuncu ertesi yıl eleştirmenlerin yine gözdesi oldu. Nicholson About Schmidt adlı filmde canlandırdığı, kızının yaklaşmakta olan evliliğine fena halde canı sıkılan, hayalkırıklığı içindeki baba rolündeki ölçülü oyunculuğu ile bir kez daha Oscar'a aday gösterildi. Nicholson'ın özel yaşamı da, böylesine şeytani bir çekiciliğe sahip karakterleri canlandırarak beyazperdeye damgasını vuran bir adama son derece uygun. Nicholson'ın aralarında Rebecca Broussard'dan olan Lorraine (1990) ve Raymond (1992) da bulunmak üzere, çeşitli kadınlarla olan ilişkilerinden çok sayıda çocuğu var. Nicholson'ın benzer bir biçimde kalıcı karizmasıyla tanınan Angelica Houston'la arasındaki, 17 yıllık ilişki Broussard'ın ilk hamileliğiyle noktalandı.

© 1999 - 2007 GNet Networks'de yayınlanan her türlü içerik Gnet Networks'ün malıdır.
Yazılı izin olmadan kullanılamaz. Alıntılarda kaynak belirtmek ve Gnet'e bildirmek zorunludur.
Gozdem.Net, üyelerinin sergilediği bilgilerden dolayı Gnet Networks herhangi bir biçimde sorumlu tutulamaz. (yalan.)